REFERANDUM KARŞISINDA ÖZGÜRLÜKÇÜ SOL – AHMET İNSEL
Türkiye toplumu, gelecek 12 Eylül’de, 12 Eylül Anayasasının kimi temel unsurlarına hayır deme imkanına ilk kez sahip olmayacak. Bundan önce, özellikle 2001 yılında, anayasanın başlangıç maddesi dahil, 32 maddesi ve bir geçici maddesi değiştirilmişti. 12 Eylül rejiminin kalbine çok ciddi bir müdahalede bulunulmuş ve MGK’nın konumunu değiştiren yasa değişikliğinin önünü açılmıştı. Bunu toplumun temsilcileri parlamentoda yapmıştı.
Günümüzde anayasanın değiştirilemez hükümlerine dolaylı yoldan başlangıç maddesini eklemeye çalışan kimi hukuk yorumcuları, o zaman da, başlangıç maddesinde yapılan değişikliğe karşı feryad etmişlerdi. Ama anayasa değişikliği mecliste yeterli çoğunluğu elde ederek, referanduma gitme zorunluğu olmadan cumhurbaşkanının onayına sunulmuştu. Ve cumhurbaşkanı, bir madde hariç, değişikliklerin hepsini onaylayıp, milletvekili ödenek ve yolluklarını düzenleyen maddeyi halkoyuna sunma kararı almıştı.
Daha sonra söz konusu madde de referanduma sunulmadı. Referandum yapılması gereken 120 günlük süre içinde meclis bu maddeyi yeniden değiştirdi ve nitelikli çoğunlukla kabul etti. Sezer de değişikliği onayladı. Referandum tartışması kapandı. O günlerde, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, cumhurbaşkanının paketi bölerek kısmen halkoylamasına sunmaya kalkmasını meclis iradesini çiğnemek olarak nitelendirmişti.
12 Eylül son bulmaz
Bunun ardından AKP hükümetleri döneminde başka anayasa değişiklikleri yaşadık. Yara bere alsa da, 12 Eylül anayasası etkili varlığını korudu. Bu nedenle, halkoyuna sunulan anayasa değişiklikleri, başbakan ne kadar “12 Eylül’de 12 Eylül Anayasası’nı sandığa gömeceğiz” iddiasında bulunsa da, 12 Eylül rejimine son verecek bir değişiklik olmayacak. 12 Eylül Anayasasının etkisi biraz daha sınırlanmış biçimde ama otoriter eğilimlerin ağır bastığı kurumsal çarpıklığıyla, rejime yön veren ruhuyla etkili olmaya devam edecek.
Peki iddia edildiği gibi, bu anayasa değişikliği özgürlükler alanını daraltıyor mu? Yürütmenin yargı üzerindeki gücünü pekiştiriyor mu? Ne kadar ince eleyip sık dokusak da, değişiklik paketinin hiçbir maddesinin bugün yürürlükte olanı demokrasi açısından daha geri bir noktaya götürdüğünü söylemek mümkün değil. Öküzün altında buzağı arama yöntemlerine başvuranlar da aslında başka bir endişeyi dile getiremedikleri için bu yola sapıyorlar.
Yüksek yargıyı rejimin son kalesi olarak algılayanların referendumda hayır oyu kullanacak olmaları doğal. Buna karşılık sosyalist solda tartışmanın özü, elbette yüksek yargıyı savunma endişesinden kaynaklanmıyor. Bu referandumun AKP’ye güvenoyu haline dönüşmesi noktasında düğümleniyor. Aksi takdirde, HSYK’nın üyelerinin yarısının yüksek yargı oligarşisi tarafından ve kendi üyeleri arasından değil de, birinci sınıf hakim ve savcılar arasından doğrudan seçilecek olmasının solu rahatsız etmesini anlamak mümkün olamaz.
Benzer şekilde, Anayasa Mahkemesi üyelerinin sayısının artmasının, görevlerinin 12 yılla sınırlanmasının, bu mahkemeye bireysel başvuru hakkının getirilmesinin de normal koşullarda Türkiye sollarını rahatsız etmemesi gerekir.
AKP’nin değişiklik paketini sınırlı tutması, örneğin üye kompozisyonu demokratikleşecek olan yeni HSYK’nu gerçekten özerk bir yapıya kavuşturmaktan imtina etmesi, bu değişikliklerin çok kısmi olmalarına yol açtı. AKP tarzı reformun tüm nitel ve nicel eksikliklerini taşıyor anayasa değişikliği paketi. “Ben yaptım, oldu” zihniyetini yansıtıyor.
Neden Evet?
Bu durumda, neden özgürlükçü solda yer alanlar referanduma evet oyu versinler sorusu elbette yersiz bir soru değil. Bu sorunun yanıtı referandumun çok büyük yararlar getirmeyen ama zararlı da olmayan içeriğinde yatmıyor. Sorunun yanıtı, siyasal alanda uzun vadeli bir duruşla ilgili. AKP’ye, “biz değişimden yanayız, bunlar statükodan yana” iddiasını daha yıllarca diline dolamasına fırsat verilip verilmeyeceği ile ilgili sol açısından bu sorunun yanıtı.
CHP’nin bağnazlığı veya basiretsizliği yüzünden, AKP’nin güvenoyuna dönüşmesi ihtimali gerçekten var bu referandumun. Bugünkü durumda, referandumu gerçek boyutlarına oturtma olanağı artık büyük ölçüde özgürlükçü solun zayıf omuzları üzerinde duruyor. BDP’nin son anda, ani bir manevra değişikliği ile aktif boykot kampanyası kararını değiştirmemesi durumunda, ancak özgürlükçü solda yer alan partiler, hareketler, çevreler referanduma evet oyu vermenin, AKP etrafında oluşan muhafazakar koalisyona (AKP-SP-BBP) evet oyu vermek anlamına gelmeyeceğini vurgulama olanağına sahipler.
Bazen bütünü değiştirebilmek için önce bazı parçaları değiştirmeniz gerekir. Özgürlükçü sol açısından, önümüzdeki referandumda evet demek, yeni bir anayasanın önündeki bazı engelleri kaldırmak ve yeni anayasa konusunda toplumsal kararlılığı vurgulama imkanı kazanmak demektir. 12 Eylül referandumu, eğer ileride demokratik bir ortamda yeni bir anayasa yapılacaksa, solun demokratik değişim konusunda taktik pozisyonlarla değil, örtülü korkularla değil, ilkelerden hareketle siyasal alanda var olduğunu ispatlama olanağı veriyor.
Herkes biliyor ki, artık yeni anayasa bu meclisin değil, gelecek meclisin işi olacak. Dolayısıyla gelecek seçim kampanyasında yeni anayasa ana konulardan biri olacak. Ama bunun olabilmesi için, meclisin demokratik meşruiyetinin eksiksiz olması gerekiyor. Yüzde 10 seçim barajı bu meşruiyeti büyük ölçüde yaralıyor.
1999 seçimlerinde oyların %20’si mecliste temsil edilmedi. Bu oran 2002’de %45 oldu. 2007’de ise %14. 2007’de oyların %80’ini alan üç parti milletvekillerinin %95’ine sahip oldular. Dünyada eşi olmayan bu seçim barajına ilaveten, partilerin seçim ittifakı yapmasını engelleyen düzenleme de işe dahil olunca, TBMM’nin oluşumu biraz lotaryaya dönüşüyor.
Değişim tekeli AKP’de
Eğer önümüzdeki seçimlerde partilerin seçim ittifakı yapmalarına izin verilmez ve baraj %5 veya daha altına çekilmezse, meclisin meşruiyeti gene eksik kalmış olacak. Bu da 12 Eylül anayasasını bütünüyle değiştirme iradesinin mecliste oluşmasını büyük ihtimalle bir kez daha erteleyecek.
Bu referandumu, AKP ve müttefiklerinin yapmak istediği türden, değişim partisi ile 12 Eylül statükocuları partisi kutuplaşmasına dönüşmesini engellemek, özgürlükçü, demokrat solun elinde bugün. Referanduma evet demeyi, AKP’ye karşı çok daha etkin bir muhalefet yürütmenin olanağına çevirmek, AKP’nin elinde değişimcilik tekelinin oluşmasını engellemek zor, ama mümkün. Özgürlükçü solun zor ama mümkün olandan kaçınması kabul edilebilir mi?
Bugün referanduma evet demenin rahatlığıyla yeni bir anayasa talep etmek; bugün referanduma evet demenin özgüveniyle yüzde on barajının kalkmasına, siyasal partilerin siyaset yapma alanlarının daraltılmasına son verilmesini talep etmek, AKP’nin solu bütünüyle statüko partisi olarak damgalatma stratejisini bozmak demektir.
Bazılarının zannettiği gibi, referandumdan hayır oyu çıkması, otomatik olarak AKP’nin seçim hezimeti anlamına gelmeyebilir. Tersine, göreli az bir katılımı bahane ederek, AKP böyle bir durumu yeniden statüko güçleri karşısında halkın değişim arzusunun temsilciliği rolüne tahvil edebilir.
Referandumu AKP’nin güvenoyuna dönüştürmek, solun kendine kurulan tuzağa kendinin atılması demek olacaktır. Bu oyunu bozmak bugün BDP’nin peşinden boykotçu olan ya da CHP’nin peşinden hayırcı olan Türkiye sollarından ziyade, değişimcilik tekelini AKP’nin eline bırakmama uğraşı verebilecek özgürlükçü, demokrat solun sırtında duruyor.
Yeni bir anayasa için, eksiksiz bir meşruiyete haiz demokratik temsiliyetin sağlanması için verilecek mücadelede solun toplumda etkili olması, tutarlı ve inandırıcı olmasına bağlı olacaktır. Özgürlükçü, demokrat solun elinde, bu referandum vesilesiyle, AKP ve yandaşlarının bu topluma empoze etmeye çalıştığı muhafazakar değişim politikasını bozma olanağı var. Özgürlükçü sol, kendi özerk duruşunu göstermeyi başarabilecek ahlaki ve düşünsel kuvvete ve kendine dayatılmak istenilen korkuları etkisiz kılacak özgüvene sahip olduğunu göstermelidir.
Radikal2 - 18.07.2010







Yorum Gönder